Sunday, November 04, 2007

HOSGELDIN TO LARA SU BEBEK

Hindistan ailesi gecen cuma gecesi saat 7:11 civari Lara Su bebegi aile fertleri arasina kattilar.

Tebrikler...

LONG SUMMARY-2

En son Mart 2007 de birakmisiz guncellemeyi..

Ozetle:
Mayis in son haftasi bizim bir hafta boslugumuz var idi O hafta Dominican Republic de La Romana,da guzel otellerden birinde gecirdik. Resimleri hala arastiriyorum,bulunca benim Karayip sahillerinde palmiyeler altinda elimde kokteyl im olan resimlerimide gorebileceksiniz.

Haziran icinde Westport, Connecticut da Sibel in isyerinin duzenlendigi bir aktivite var idi. Bu arada Birlesmis milletler calisanlarini bu kucuk sehri hemsehri ilan etmis ve her yil bu toplantiyi yapip sehirlerini UN calisanlarina aciyorlar. Bir gunu orada gecirdik. Cok keyifli idi. Benim simdiye kadar gordugum en guzel american kasabasi diyebilirim. Sehrin gobegininde oturanlar icin bir golf sahasi ve marina , herkesin kullanabildigi guzel bir plaj ve spor alanlari var idi . Guzel havada Wesport , CT de guzel bir gun gecirdik...

Yine Haziran ayinda bir hafta sonu Sibel in is yerinden arkadaslari bize BBQ ye geldiler onlara Arka bahcede izgara yaptik yedik ictik sohbet ettik.







Haziran ayinin son hafta sonu cok uzun zamandir konustugumuz sekilde biz, Elif-Simon Cohn, Eda-Murat Kilic ve Adil-Bezen Hindistan lar olarak Upstate New York un daglik bir yerinde kiraladigimiz kabin de gecirdik oldukca eglendik, yedik, ictik gun ve gece boyunca.

Daha ayrintili bilgi icin Adil in sayfasinada bakilabilir gezimiz hakkinda.



Temmuz icinde sevgilimin Istanbul'da duzenlenen bir konferansa katildi, iki hafta sonu Sibel Istanbul'da idi. 2-3 gunlugune Kibris a gecip aile ziyaretide yapildi...



Agustos icinde sevgilim Oslo,Norway de bir is gezi/ toplantida idi, ben iki hafta sonunu spor salonunda gecirdim ama sagolsun arkadaslarim beni surekli yemege cagirip yedirip icirdiler ve GYM de kaybettiklerimi tekrar almami sagladilar..

Eylul icinde Allison ve Erol un nikahi icin Rhode Island, da Okyanus kiyisinda bir kasabada idik. Cok sirin bir yer. Nikah ve nikah sonrasi yemege katildik Atlantic Beach Club da. Ertesi sabah Boston, da Tamer ve Ece ye kahvaltiya gittik. Uzun suredir onlarida gormemis idik iyi oldu. butun hafta sonu New Jersey-Rhode Island -Boston ucgeninde guzel gecti.



Ekim ayinda iki hafta Turkiye-Kibris tatilimizi yaptik ve evimize donduk...
Home home sweet home......

Bu arada yukarida kisaca bahsettigim kesitler icin hepsi ayri bir yazi konusu olacak kadar hikayemiz var. Onlarida eklemeye calisacagim.

LONGGGG SUMMARY-1

Ne kadar uzun zaman gectigini bugun Hindistan'larin blog una bakinca anladim. Bir kez daha blog yazmanin yasanan olaylarin kayitlara gecilmesi acisindan ne kadar onemli oldugu acikca gorundugu bebek Lara Su 'nun dogu sirasindaki olaylarin kayitlanmasi sirasinda anlasildi.. Eminim ki Hindistanlar uzun sure sonra donup bunca ayrintiyi hatirlattigi bloglarina yazdiklari icin ne iyi yapmisiz diyecekler...

Simdi durum boyle olunca bir kez daha Blog umuzu guncelleme girisiminde bulunmaya kadar verdik. Bu nedenle asagida Mart 2007 den bu yana olaylarin olabildigince kisa bir ozeti seklinde gecicek ve bundan sonrada daha az araliklarla yazamaya calisacagiz...

Thursday, March 29, 2007

Happy Birthday.....

Bugun dedecigimizin dogumgunu...
Gectigimiz cumartesi aksami ailece kutlamislar. Pastasini kesme zamani gelince, restorandakiler dedemize resimde gorulen kiyafetleri giydirmisler. Pek de yakismis :-) Eglenceli bir dogumgunu gecirmissiniz. Yaninizda olmayi cok isterdik..
Biz de buradan dogumgununu kutluyor, daha nice mutlu , saglikli yillar diliyoruz.
Seni cok seviyoruz....

Wednesday, February 28, 2007

Soguk NYC gunlerine devam...



Biraz kafamizi cikartmmaya calsiyoruz ki hava yeniden kendini gosteriyor ve tekrar evlerimize cekiliyoruz...
Gecen zaman icinde Bezen-Adil Hindistan arkdaslarimiz ev sahibi oldular hemde bizim iki sokak ilerimizde.. Ferah, genis, guzel bir ev nese ve saglik ile oturmalari dilegi ile kutlu olsun...

Onlarin tasinmalari yerlesmeleri derken subat ayinida gecirdik..

Sevgilimin butun iki hafta boyunca surecek yogun toplantili is gunleri basladi.
Benim is simdilik oturdu sayilir daha makul saatlerde eve ulasabiliyorum..
Dolayisi ile ben eve gelip onun gelmesini bekliyorum.. Sonra ertesi gune hazirlik...

Her sey yolunda keyifle gunlerimizi gecirmekteyiz....

Thursday, February 08, 2007

Haberler...




Bu arada araya kis girdi ve anlatacaklarimizi unutuk... Bu siralar haber cok...

Ilk once Adil ve Bezen Hindistan dostlarimiz evlendiler. Bu seferki 10 yil once olandan farkli. Ev sahibi oldular efendim... Site ahalisine katildilar... Soyle boyle site icinde bayagi bir nufusa ulastik...
Hindistan ailesinin yeni evleri hemen bizden iki sokak asagida, koseyi donunce solda.... Ileride cocuklari hadi gidin siz Adil amcanizla bilgisayar oyunu oynayin diye gonderebilecegimiz kadar yakin:). Hemen hemen BBQ atesi mesafesinde olacagiz.. Ev gorusmeleri arasinda bizde evi gorduk cok hosumuza gitti. Arkasinda bayagi bir alan var havalarin isinmasi ile mangal esliginde toplantilarimiza gececegiz .

Cohn, Kilic ve Hindistan aileleri birlikte Cruise karari ile atlantige acilma karari aldilar. Biz , benim is yerinin tatil politikasi geregi gitmeme durumunda idik. Malum tatil kisitli olunca, Kibris , Istanbul seklinde zaman geciyor.
Lakin, bizim is yeri bir devrim yaparak bana bir hafta fazladan yillik izin verdigi gibi iki gunde ayrica evde kedi kopegin hastalanirsa diye " family care " adi altinda verdigi iki gun ile tatilimizi bayagi bir gun e cikardi. Biz Bahama lara gidemedigimiz ile kaldik:).

Dedigim gibi sirket Isvicre' lilerden bekleneni yapti ve tatil suremizi makul zamana cikardi bizede simdi ne yapacagiz bunca gunu diye dusunmek kaldi.

Yukaridaka resime bakip bizim site icin bu karmasanin arasinda bir yer dusunmeyin , biz resmin sag tarafinda bir 10-12 km. icerideyiz...
Is yerleri resimdeki karagasinin ortasinda bir yerlerde....

Soguk New York Gunleri

Bir suredir Blog umuzu ihmal ettigimizi bugun Erduran dan gelen mail ile anladik. Vaktidir deyip hemen bir kac kelime ekleyelim istedik.
Bir sey ekleyelim deyince bu gunlerde soguk NYC gunlerinden bahsetmeden olmaz. Kis gelemedi der iken , kisa sure icinde Arctic bir hava dalgasi icine girdik... Soyle soyliyeyim ben ki NY kis aylarini T Shirt ustune aldigim mont lar ile gecirirken, Port Authority den ise olan 5-6blok mesafeyi subway ile gider hale geldik. Iki gundur sevgilim ile NY a ulasiyoruz sonra ben yuruyecegim diyorum, sevgilim olmaz ben seni bu havada birakmam deyince , tabi kiramiyorum onu:) beraber Subway ile ise gidiyoruz.
Hava soguk!!!!!!

Saturday, January 06, 2007

2007'e de girdik....

Dort gozle tatil sezonu, yeni yil derken 2007'e girdik bile. Noel haftasonunda teyzemler New York'a gelmisti. Pazar gununu NY turistligi yaparak gecirdiler. Tabii bu zaman etraf o kadar kalabalik oluyor ki. Her taraf civil civil suslerle dolu. Gezmek icin cok guzel oluyor da, eger ise yurumek icin 42inci caddeden gecmeye calisiyorsaniz, iyi sanslar. Kimin turist kimin de bu civarda yasadigini anlamak da cok kolay.

Noel gunu de evde yemek yaptik. Benim biricik esim "kus" yemeyi sevmediginden ona firinda kuzu yaptim. Ben de pek sevmiyorum, ama teyzemler hindiyi seviyorlar. Neyse, yanina anneannemin klasik firinda patatesinden de yaptim. Bunlar guzeldi de, benim icin yemegin en zevkli kismi tatli :) Birtanem de bu zaafimi bildigi icin beni bir gun once Manhattan sokaklarinda gezerken NY'un unlu "cheesecake" yerine goturdu. O kadar kucuk bir dukkan ki. Dukkana bir giriyorsunuz sag taraf alinmayi bekleyen siparis posetleri ile dolu. Butun bunlari yedikten sonra sali aksamina kadar canim birsey yemek istemedi dogal olarak..




Burada mudahele edeyim konuya( Ilkay ); Biz Musannif ailesini Natural History Of Museum a gonderdikten bir kac saat sonra sehir de her zaman sevdigimiz SOHO bolgesinde yuruyus halinde iken aklimiza bir seyler atistirma fikri geldi ,bu siralar hic bir zaman cikmiyorki, bu amac ile yakinlarda ki Bereket Fast Food u bulduk. Bu arada Manhattan'i dunyanin en guzel yerlerinden yapan bir baska ozellik de, aradiginiz her seye kisa bir sure icinde ulasabileceginizi bilmek, bu burnunuza kokusu gelen bir doner sandivic bile olsa:), Soho'ya donus halinde iken yolda, Eilenn's in oldugu koseye cikinca Sibel hanimi durdurmak mumkun olmadi:), kisa sure icinde dukkanin icindeki kuyrugu asmis ve elinde kocaman bir paket ile cikti. Bir yandanda biraz pahali imis diye soylenmekte, bende ne aldigini sordum, neden pahali oldugu anlasildi. O kadar cheese cake e az bile. Oncelikle ben parti mi veriyoruz seklinde yaklastim miktari gorunce, fakat benim akilli sevgilimin savunmasi hazir, Bezen'de sever Cheese cake i onuda dusundum oldu, klasik suc ortagi hali.

Monday, December 25, 2006

New York ' da Tatil Sezonu

Yeni yilin son iki haftasina girdik. Bu iki hafta sonundada misafirlerimiz var.
Ilk hafta Musannif Ailesi, Inci, Yazgan, Ekrem, Erdem Musannif, bu tatil mevsiminde bizi ziyaret ediyorlar.
Cumartesi gunu yollarin kalabalik olmasi dolayisi ile sabah erken yola cikmalarina ragmen New York - Washington arasini 6 saatlik bir yolculukdan sonra gecip bize ulastilar.Bu ayrica yeni evimize ilk gelisleri.
Aksam icin, Fleming's Steak House a randevu yapilmis idi. Ailecek oraya gittik.
Buraya daha once de gelmis idik gecen yil Port Imperial de oturur iken. O zamanda hosumuza gitmis idi. Bu seferde oldukca lezzeti idi her sey.Ben bir suredir disari ciktigimizda Steak House lari tercih ediyorum.Fleming's Steak House, kendi kategorisinde, Morton's Steak House, Shula's Steak House, Ruth's Chris Steak House gibi her zaman guzel bir ortam ve kaliteli Steak yiyerek sarabinizi icebilecegiz guzel bir yer. Bu yerler ile de degerlendirmelerimiz var, bir firsatini buldugumuzda yazacagiz artik.
Ertesi gun hepimiz New York City turisti olduk.
Ayrintilar geliyor....

Friday, December 22, 2006

Etiyopya....


Etiyopya'nin denizden yukseklik seviyesi 2400 metre. Gitmeden once uyarilmistim. Merdiven inip cikarken yavas ol diye. Gercekten de ilk gunler nefessiz kaldigimi farkettim. Yukseklikten dolayi havanin kurulugu da farkediliyordu. Ama bir iki gun icerisinde insan yukseklige alisiyor.

Etiyopya’dan ayrilacagimiz gun is arkadasimla beraber bir tur gezisi aldik. Tur dedigim de otelden bir araba ve sofor kiralamak. Once Addis’in Entoto dagina ciktik. Manzara resmi cekmek icin bir kac yerde durduk. Yan resimdeki ev tipik Addis kir eviymis.



Dag yolunda en cok dikkatimi ceken omuzlarinda yuk tasiyan kadinlar oldu. Bunlari hep duyuyorduk ama gozle gorunce insani bayagi bir etkiliyor. Soforumuz de bize “bakin, bizim kadinlarimiz ne kadar guclu” yorumu yapmaz mi. Kadinlar dagda topladiklari odunlari, calilari, omuzlarinda tasiyarak satmak icin pazara goturuyorlar. Tahminimize gore yarim gunlerini aliyordur pazara gitmeleri. Ama bu kadinlarin uzerindeki fiziksel ve psikolojik yuku tahmin bile edemeyiz.

Dagdan sonraki duragimiz St. George Katedrali oldu. Italyanlara karsi kazandiklari Adwa Savasi’nda St. George’un kutsal emanetini tasiyorlarmis. Bu yuzden St. George’a tesekkur icin 1896’da bu katedrali yapmislar. Bu arada bu savasla da Avrupalilari yenen ilk Afrika ordusu unvanini da almislar.

Son duragimiz da Afrika’nin en buyuk acik hava marketi “Merkato” idi. Haftasonu oldugu icin inanilmaz kalabalikti. Sehirde ordunun varligini da hissediyorsunuz. Bu aralar Etiyopya ve Somali’nin arasi iyi olmadigi icin bayagi bir guvenlik vardi. Lokantalara bile girerken kontrolden geciyorduk.

Daha fazla vaktimiz olsaydi, arkadaslarin tavsiye ettigi yerleri de gormek istiyorduk. Mesela kuzey sinirina yakin “Aksum” sehri Etiyopya’nin ilk bassehri olarak biliniyor. Hristiyanlik 4. yuzyilda buraya gelmis. Ismi cok gecen diger bir yer de “Lalibela” idi. 12-13. yuzyillarda Kral Lalibela 11 tane yere gomulu tas kilise yaptirmis. Dunyanin sekizinci harikasi sayiliyorlarmis.

Thursday, December 21, 2006



Kac zamandir Women for Women International'dan bahsetmek istiyordum. Women for Women International ic savastan cikmis ulkelerde kadinlara hem direk yardim sagliyorlar hem de liderlik, kadin haklari, el becerileri ve isletme egitimi vererek kadinlarin topluma katkida bulunmalarini sagliyor.

Su anda Afganistan, Bosna, Kolombia, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Irak, Kosovo, Nijerya, Rwanda ve Sudan’da hizmet veriyorlar. Programa ayda $27 vererek destek olabiliyorsunuz. Ulke tercihinizi belirttikten sonra, o ulkedeki programa katilmis bir kadin ile eslestiriliyorsunuz. Onun hakkindaki bilgiler gelince kendinizi tanitan bir mektup yaziyorsunuz. $27 aylik yardiminizi bir yil suresince gondermeye devam ediyorsunuz. Bu sure icerisinde de her ay destek oldugunuz bayana mektup da yazmanizi istiyorlar. Bu mektuplar kadinlara cok buyuk cesaret ve umit veriyormus.

Programin kurucusu Zainab Salbi diye Irak’li bir bayan ve esi. Urdun Kralicesi Rania Al-Abdullah da Women for Women International’in kuresel elcisi.

Wednesday, December 20, 2006

Haftasonu ne guzel ilik gecti derken, havalarimiz sogumaya basladi. Bu yil bayagi mevsim ortalamalarinin uzerinde gidiyoruz. Bu cok fazla devam etmez gibi geliyor. O yuzden ani bir soguk bastiracagaini dusunup kendimi hazirlamaya calisiyorum.

Hem tezime calismak icin hem de biraz dinlenebilmek icin bugunden baslayarak uc gun izin aldim. Bu haftasonu teyzemler bize geliyor. Pazartesi Noel gunu oldugu icin Amerika tatil. Kiskandirmak gibi olmasin ama ben gelecek Cuma gunu de tatilim. Bayram oldugu icin bize bir gun tatil veriyorlar.

Haftasonu yeni yil icin agacimizi aldik ve susledik. Komsularimiz evlerin disini da suslemisler. Aksamlari o kadar guzel gozukuyor ki.

Bu gunu alisveris ilan etmistim. Hafta ici diye cok kalabalik olmaz diye dusunuyordum. Ama bir de baktim ki millet cildirmis sekilde alisveris yapiyor. Saat 10.30da “Garden State Plaza” alisveris merkezinin park yeri neredeyse dolmustu. Saat uce kadar ben de herkes gibi kosusturdum. Neyse, alisverisimin cogunu yaptim sayilir...

Tuesday, December 19, 2006

Blood Diamond


Hafta sonu biricik esimle Blood Diamond “Kanli elmas” filmini izlemeye gittik. Her ne kadar da bu konulari daha once duymus, okumus olsam da, filmi seyredince bayagi etkilendim. Ne yazik ki film acimasiz ve bencil bir dunyada yasadigimizi hatirlatiyor bize.

Film Sierra Leone’daki ic savas sirasinda geciyor. Parali asker rolundeki Leonardo DiCaprio ile balikci rolundeki Djimon Hounsou’nun pembe bir elmas pesindeki hikayeleri. Tabii ki amaclari cok farkli. Neyse, konusunu cok fazla ele vermemeliyim, ama filmi seyretmenizi tavsiye ederim.

Film ic savasta kullanilan cocuk askerleri de konu aliyor. Ailelerinden koparilip, beyinleri yikanan bu cocuklar isyancilar tarafindan kullaniliyor. UNICEF’e gore dunyada 300,000 cocuk asker var (bunlar arasinda kiz cocuklari da var tabii). Hayatlari calinan bu masum cocuklarin geri topluma kazandirilmasi icin calismalar yapiliyor, ama hayatlarinin normale donmesi cok zor olmali.

Ne yazik ki hayat haksizliklar ve esitsizliklerle dolu. Filmin konusu olan kanli elmaslar ic savas olan ulkelerde cikarilip savasi finanse etmek icin el altindan satiliyorlar. Bu ulkelerde boyle maden kaynaklari olmasina ragmen toplumun buyuk bir kisminin bunlardan faydalanamamasi gercekten cok uzucu.....

Sunday, December 17, 2006

Etiyopya..



Gecen hafta bahsettigim muzedeki su resim beni cok etkiledi. Resim “female genital mutilation (FGM)” yani kiz cocuklarinin sunnet edilmesini konu ediyor. Resimde annesi tarafindan tutulan sunnet edilmekte olan bir kiz cocugu var. Kizlarin ilkel sekilde sunnet edilmesi bazi Afrika, Asya ve Arap ulkelerinde devam eden bir gelenek. Tahminlere gore 130 milyon kadin ve kiz cocugu sunnet edilmis. UNFPA’e gore de yilda 2 milyon kiz da sunnet edilme riski altinda. Bu islem kizlarin hayatini tehlikeye sokuyor. Bu tehlikeler arasinda enfeksiyon kapmak ya da yıllar sonra doğum yaparken ölmek de bulunuyor. Bunun kizlar uzerinde cok buyuk bir psikolojik etkisi oldugu da soyleniyor.

Uluslarasi ve bolgesel anlasmalar, sozlesmeler bunun kaldirilmasini ongoruyor. Ozellikle kadınların evrensel hukuku sayılan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) 1979 14 numarali genel tavsiyesi (1990) FGM’in kaldirilmasi uzerinde.

Gerek UNFPA ve WHO, gerekse sivil toplum orgutleri FGM'in ortadan kaldirilmasi icin ugrasiyorlar. UNFPA’e gore FGM hem kadin sagligina zararli, hem de kadin insan haklarini ihlal ediyor. Bircok ulkede FGM’in kanunen yasaklamasina ragmen, ne yazik ki FGM gizlilikle yapilmaya devam ediyor. Kanunlarin olmasi cok onemli, ama yeterli degil. Insanlarin mentalitesi degismedikce, kanunlari uygulamak ve yurutmek cok zor….

Saturday, December 16, 2006

Etiyopya...

Yarin devam etmek uzere dedim ama New York'a donene kadar hic vaktim olmadi. " Workshop" umuz basarili gecti. 38 Afrika ulkesinden katilim oldu. Hepsi de birbirlerinden farkli, renkli karakterdeydiler ve genel olarak ortak noktalari rahat, cana yakin olmalari ve eglenmeyi bilmeleriydi.

Ethiopía ekonomik seviyesi dunya ortalamasinin alt siralarinda. Yillik kisi basina dusen milli gelir $823. Tarimcilik GDP’nin 40%’ini, ihracatin da %80’inini olusturuyor. En buyuk doviz kaynagi ise kahve. Ben genelde ev disinda kahve icmeyi pek sevmememe ragmen, bugune kadar ictigim en guzel kahve Etiyopya’da oldu. Sidamo, Harar and Yirgacheffe adindaki kahvelerini markalastirmak istiyorlar. Oxfam’a gore Starbucks’in bunu bloke etmeye calismasi Etiypya’nin yilda 88$ milyon gelirine engel oluyor dediler. Etiyopya’da fakirlik heryerde goze carpiyor.



Genelde fakirligin bir bolgede yogunlasmasini bekliyordum, ama otelden adim atar atmaz hemen hemen her yerde gozunuze carpiyor, Arabalarin etrafini saran dilenciler ve yol boyunca bir cok yer sokak cocuklari ile dolu. Insanin yuregi parcalaniyor. Buna ragmen, insanlar inanilmaz derecede sakin, durumlarini kabul etmisler, bir sekilde gunu gecireceklerini dusunuyorlar. Butun bu sartlara ragmen siddet ve toplum duzenini bozan olaylarin az olmasi bir diger nokta.
Etiyopya %61 Hristiyan (cogunluk Ortodoks), %33 de Musluman. Ziyaretim sirasinda bir suru kiliseye rastladim. Ama sadece bir tane camii gordum. Bu arada Hristiyanlik Etiyopya’ya Avrupa’dan once gelmis.

Bu arada Etiyopya Afrika’da kolonize edilememis tek ulke. Tabii ki denenmis ve bir cok savas yasanmis. En cok israr edenlerde Italyanlar olmus ve bes yil savasmislar. Ama sonunda Italyanlarla baris anlasmasi imzalamislar ve esir olarak da kullanilmaya direnmisler. Bu yuzden de kendileri ile cok gurur duyuyorlar. Hatta sokaktaki dilenciler yabanci(diger Afrika ulkesinden) para kabul edince Tanri’dan af diliyorlarmis “esirin bile parasini aldiklari” icin.

Etiopía’nin su anda basbakani azinliktan ve cogunluk tarafindan sevilmiyor. 2005’teki secim sonuclarinin muhalefet lehine olmasi bekleniyormus. Protestolara katilan muhalefet taraftarlari ve gazeteciler tutuklanmis. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Louise Arbour da gectigimiz Nisan’da Etiyopya’daki insan haklarinin endiselendirici durumda oldugunu soyleyip bastakileri kritik etmisti.

Butun bunlara ragmen Etiyopya’nin bassehri Addis Ababa (yeni cicek) guzelliklerle dolu bir yer. Insanlar cok cana yakin. Etiyopyan yemekleri cok guzel. Bu kadar yogunlugun arasinda Addis’teki restoranlari kesfetmeyi basardik. Buranin ulusal mutfaginin yaninda aranir ise italyan, cin restaurantlarininda bulabiliyorsunuz. Gelir gelmez uyarildik: sakin pismemis sebze ya da salata yemeyin diye. Tabii buna uymayan arkadaslardan biri bunun acisini cekti. Son aksam guzel bir Etiopían restoranina gittik.


Yemegi injera diye bir ekmek uzerine koyuyorlar. Injera “teff” otunun unundan yapiliyor ve sungerimsi birsey. Tabii ellerinizle yemek biraz kabiliyet istiyor. Neyse bayagi bir injera tuketerek yemeyi basardim. Yemekler cok lezzetliydi.

Restoranda canli muzik ve dans gosterisi de vardi. Danslari omuz ve uzerine odaklanmis. Bir ara baslarini oyle donduruyorlardi ki bakmaktan basim dondu. Sozleri anlamasam da muzikleri kulagimiza hos geldi.



Sunday, December 03, 2006

Etiyopya’dan sevgiler…


Yirmi iki saatlik bir yolculuktan sonra dun aksam 9da Etiyopya’ya ulastim. Yolculuk bekledigimden cok rahat gecti. Tabii business’te ucmanin buyuk payi var herhalde. NY’tan Frankfurt’a gittik. Orada dort saatlik bir beklemeden sonra Khartoum, Sudan’a uctuk. Orada ucagin 4’te 3unun inmesi bizi bayagi sasirtti. Herhalde diger Afrika ulkelerine baglantilar oradan yapiliyor diye dusundum. Orada beklerken hemen kameralarimizi cikartip fotograf cekmeye basliyorduk ki, hostesin anonsu ile duraksadik. Megerse Sudan havaalaninda resim cekmek yasakmis. Neyse biz de ucagin resmini cekmekle yetindik Bu arada koltuklar inanilmaz rahatti. Puanlari upgrade’e kullanilmasini tavsiye ederim. Kendimi luks bir restaurant’ta sandim. Once kitap gibi bir menu geliyor. Giris, ana yemek, tatli. Hepsi icin bir kac secenek verilmis. Unlu seflerin yemeklerini veriyorlar. Devamli bir isteginiz var mi diye soruyorlar. Arada tatli, kahve cay eksik olmuyor. Bayagi hosumuza gitti.

Etiyopya’ya vardigimizda hava karanlik oldugu icin etrafi pek fazla goremedim. Ama ilk izlemimim insanlarinin kibar ve guler yuzlu olmalari. Havaalanindan otelimize 15 dakikada ulastik. Aksam yemegi icin birseyler yedikten sonra uyumaya cekildim. Ama ne yazik ki saat 2ye kadar uyumayi basaramadim. Bugun sabah kahvaltidan once otelin resimlerini cektim. Cok yesillik var. Icerisi de bana nedense Aladdin’in lambasi cizgi filmindeki yerleri animsatti.
Guzel bir kahvalti yapip ilk kesif gezimize ciktik. Otelden disari cikinca goze batan ilk sey asiri fakirlik oluyor. Taksinin camina cocuklar ususup para istiyorlar. Addis Ababa Afrika’daki en guvenli sehirlerden birisi. Ama tabii ki yine de dikkatli olmak gerekiyor. Bugun ilk duragimiz Ulusal Etiyopya muzesi oldu.


Muzenin disina bakip aldanmamak gerekiyor. Uc – dort milyon yil once yasamis atalarimizin iskelet ve kafataslarini gormek mumkun. Gercekten buyuleyici ve gizemli. Etiyopya'ya gelip de Lucy'yi gormemek olmaz. Lucy icin muzenin bodrumunda ozel bir oda hazirlamislar.

Lucy bugune kadar en fazla parcasi bulunan bir iskelet. 1974 yilinda Donald Johanson isimli Amerikan bir antropolojist bulmus. Kemiklerinin 40%i biraraya getirilebilen Lucy 3.2 milyon yillik. Donald Johanson ilk kemigi buldugu zaman Beatles'in "Lucy in the Sky with Diamonds" sarkisini dinliyor oldugu icin Lucy ismi ile anilmaya baslamis. Etiyopya hukumeti ile anlasma yapan Donald Johanson Lucy'i dokuz yilligina Cleveland'a getirmis ve sonra iade etmis. Hominid turunden (Australopithecus afarensis de deniliyor) olup, kucuk beyinli, 1.1 m civarinda ve iki ayaklari uzerinde yuruyebiliyormus. Bu kadar bilgiyi nasil elde ediyorlar pek aklim ermiyor. Inanilmaz gizemli bir dunya. Sanirim bu konuyla ilgilenenler de inanilmaz sabirli insanlar.








Bir teoriye gore butun insanlik Afrika’dan yayiliyor. Su asagida gorulen Homo sapiens idaltu da 160,000 yil once yasamis atalarimizi temsil ediyor. Bugunku insanlara gore yuzu ve kemik yapisi buyuk ve gozleri de disari atik durumda. Ama beyni bizimkisi kadar buyukmus.





Muzede ayrica sanat eserleri de var. Yarin devam etmek uzere…

Monday, November 27, 2006

Izin Gunu... Ev Hali...

Bir kac gun izinlerimi birlestirip Sukran gunu tatilini uzatmak istedim. Bugun son gun.
Sabah Sevgilim evden cikar iken , bugun Turk bakkala ugra ve benim Eti Burcak larimi al, haftaya Etyopya'da olacagim, zor durumda atistitacak bir seyler olsun dedi. Bende onun isteklerini yerine getirken baktim ki,bakkalda, kenarida firindan yeni cikmis, pernirli pogaca ve acmalar durmakta, tabi ki onlardan yeterli miktarda! alip eve dondum.
Disaridaki nerede ise Mayis havasina yakin havada arka bahcede cayimi demlemis, pogacalarimi almis, elimde lap top , gezinti halindeyim .Yan tarafa da bizim arka bahce resmini ekliyeyim dedim ki beni beni bir kenara yerlestirin:).

Nerede kalmistik en son Montreal'de? Evet, her yerde soylenir yedigin ictigin senin olsun bize, gorduklerini anlat diye... Ben bunu tersine cevirip konuya yenip icilenlerden devam edecegim.
Oncelik ile, sanirim herkes bir yerlerde bir French Onion Soup (Sogan corbasi )icmistir. Lakin , Montrealde bunu bir yapiyorlar.... Lezzetli oluyor....Yukariya resmini ekledim.

Beef Tartar:). Turlamalarimiz neticesinde kazarada olsa Montreal in gece yasantisinin kalbinin attigi noktayi bulduk efendim... Crescent Caddesi. Benim tatil anlayisimin vazgecilmezi olan , iyi yemek felsefesini takip ederek Newtown Club i gozumuze kestirdik. Masamiza yerlestik. Fransiz yemegine yakisir sekilde 2001 Bordeaux, kirmizi sarabimizi soyleyip, listeyi taramaya basladik. Benim gozume Kuzu pirzola gibi bir seyler takildi ve sarap ile iyi olacagini dusundum, sevgilimde Beef Tartar! siparisi verdi.
Benim kuzu pirzolalar i sef sanatini gostererek, tabagi guzel bir sekilde dizayn etmis, getirdiler. Bu arada garson umuz bana kuzu nun orta derecede pismis olacagini bence bir mashuru olup olmadigini sordu. Bende , Sef'den daha iyi mi bilecegim, sef bey nasil arzu eder ise oyle yapsin dedim. Sevgilimede hic bir sey sorulmadi. Beef tartar imiz gelince beef tartar denen seyin cig kirmizi et oldugunu anladik fakat, sordugumuzda bize bu etin sigir in en iyi yerinden kesilen etin, baharatlar ile karistirilip hazirlanan bir cesit et oldugu ve cig olmasininda bir saglik problemi yaratmayacagi soylenince afiyetle yemege gecildi.
Bir de dikkatimizi ceken sey, insanlarin son derece guler yuzlu, sizi yormayan, telassiz halleri oldu, biz alismisiz New York un " rat race " temposuna, bunuda hos bir ayrinti olarak belirtelim.

Ortam guzel, yemekler guzel, sarap guzel, tabi ki Montreal 'de guzel.

Sunday, November 26, 2006

Ooooo Canada !!!!



Montreal, ya da Fransızca Montréal, Quebec eyaletinin en büyük, Kanada'nın ise ikinci büyük kenti imis.

Sehir, Paris'in ardından dünyanın Fransızca konuşan en büyük ikinci sehri. Biricik sevgilim az da olsa Fransizca pratik imkani buldu, bende 10-12 kelimelik bir Fransizca bilgisine sahip oldum. Hatta bir ara biricik sevgilime dedim ki; Beni buraya birak 25-26 yila kalmaz bulbul gibi Fransizca konusurum. Ilk 20 yil biraz zorluk cekerim ama sonrasi cok kolay ogrenilen bir dil...

Neyse ki herkes , evet yanlis duymadiniz, hemen hemen bizim gordugumuz herkes ingilizceyi konusmakta idi. Hatta, benim kirmizi kareli gomlegime ve khaki yazlik pantalonuma bakan herkes ana dilleri Fransizca olmasina ragmen konusmaya ingilizce basliyor idi:)...

Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olarak kabul edilen McGill Üniversitesi Montreal'de. Bende tam not verdim. Sehrin gobeginde her seyin icinde guzel bir kampus olmus...

Bence sehire en onemli ozelligi, 1976 Yaz Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmasi vermekte. Kendi kendime koydugum kisisel bir hedeftir;Her turlu sporu cok seven biri olarak dunya uzerinde Olimpiyat duzenlemis olan sehirler gorulecek!!!

Montreal ile basladik:)

Montreal; Sehire girer girmez ilk dikkatimi ceken harika dizayn edilmis sokak lambalari oldu, hemen gordugum en renkli !! Kongre binasinin onundeki sokak lambalarinin resimlerine bir kose ayirmak istedim.

Hava harika 40 F - 48 F fakat duydugumuza gore mevsim normalleri disinda bir ilik ! hava imis. Biz sokaklarda dolasabildik. Bir ara sokaklar kalabalik lakin bir de Underground City, yeralti sehri, denen sehir altinda bir alis veris yeri oldugunu bildigimizden ona bir bakalim dedik. Soyle soyliyeyim sehir altinda 28 km. yurunebilen, icinde 4000 adet apartman dairesinin dahi oldugu binlerce dukkadan olusan bir alan. Bir ara dolasir iken bu Kanada'lilar soguk un caresini bulmuslardir diye dusunup kendimize birer cift bot ve ayakkabi dahi aldik ve zamanimizin cogunu toprak ustunde olanda gecirdik. Asagisida bir gorulmeye deger.

Montreal'e resimler ile devam edecegiz....

Wednesday, November 22, 2006

Turkey Day

The First Thanksgiving, painting by Jean Louis Gerome Ferris (1863–1930)







Thanksgiving, Sukran Gunu benim en favori gunum.
Ayni gun aile ve yakin arkadaslarin bir araya gelip gunu yemek ve sohbet ile gecirme fikri. Gunun bence tek handikapi, klasik yemek olarak hindi yi secmeleri artik buda bizim ulkemiz adina talih mi yoksa talihsizlik mi ona siz karar verin. 300 Milyon insan Kasim'in dorduncu persembesi "Turkey" yemek icin bir araya gelmekte ve bu "Turkey " nesli bunca Amerikali ve Kanadali'nin tuketme istegine karsi hala ayakta.

Diyeceksiniz bunu yapmak icin ozel bir gune mi ihtiyaciniz var? Evet. Var. Bu hayat temposunda Amerikalilarin bir ileri goruslulugu daha :); 1621 yilinda Plymouth, Massachusetts' e yerlesen Pligrim' ler ; bunlar 350 yil sonra calismaktan birbirlerini goremiyecekler onlara bir bayram gunu bulalimda bir araya gelsinler fikri ile ortaya cikip birde bunu hic bir din, milliyet, irk ve cinsiyete baglamadan kutlamayi akil etmeleri ayrica guzel.

Daha cok Amerika ve Kanada da kutlanan Sukran gununu her sene Kanadalilar Ekimin ikinci Pazartesi' si , Amerikalilar ise Kasim in dorduncu Persembe' si kutlamakta.

Kanadalilar daha demokratik 3 gunluk tatil olan hafta sonunda sukran yemegini istedikleri zaman yiyebilirler, o kadar serbestlik var. Amerikalilar ise mecbur Persembe gunu yiyecek :).

Bu gunde aile ve arkadaslarin bir araya gelmesi ayni zamanda Kasim ayinin dorduncu Persembe'sini Amerika'da en fazla seyahet edilen gun olmasina neden oluyor.
Az once TV de soylediler bu sene sadece 5 milyon insan ucak la ayni gun seyahet edicekmis Amerika icinde. Bunlara tren ve araba ile bir yerden bir yere gidenleri ekleyin ortaya cikacak durumu dusunun.
Butun gun TV ler haber, hava ve yol durumunu veriyorlar. Simdiden ortalik oldukca karisik gorunuyor.

Biricik sevgilim ve bende bu gunu bir kac izin gunumuzle birlestirip Montreal, Canada'ya giderek degerlendirmek istedik. Yarin sabah erkenden yollara dusecegiz. Mesafe olarak 600 km. imis yaklasik 5-6 saat lik bir yolculuk. Artik Montreal anilarini bir ara yazacagiz...

Tuesday, November 21, 2006

Hazirliklar...

Asi ( hastaliklar dan korunmak icin olunan:) ) olmayali herhalde on yil olmustu. Uc gunde bes asi olmak bana cocuklugumu hatirlatti. Yarin iki tane daha asi yapilacak ve gorevimi yerine getirmis olacagim. Bu da nereden cikti degil mi?
Gelecek hafta sonu Etiyopya'ya gidecegim icin bu asilarin yapilmasi gerekiyormus. Soz konusu saglik olunca aciya katlanip asilari oldum tabii..



Gidecegim workshop'ta Afrika'nin her ulkesinden bir kisi ile tanisma firsatim olacagi icin bayagi heyecanliyim. Cok ilginc olacagini dusunuyorum. Bu gizemli kita hakkinda pek bir bilgim olmadigi icin hemen bir iki tane Afrika uzerine yazilmis kitap aldim. Tabii bu kadar kisa zamanda cok sey ogrenmeye firsatim olmayacak, ama hic yoktan iyidir diye dusunuyorum.

Monday, November 20, 2006

Bond , My name is James Bond



Nasil kisaca ozetlesem diye dusunmekteyim. " Hayal Kirikligi " en oz tanimlama olsa gerek.

Burasi filmi henuz seyretmemis ve seyretme plani olanlar icin uyari noktasi.

Oyle bir niyetiniz var ise bundan sonrasini okumayin.

Oncelik ile " NO GADGETS " simdi Bond u Bond yapan sey elektronik oyuncaklardir...
Bu bolumde hic bir teknolojik "oyuncak" yok, burada ilk hayal kirikligi basliyor.

Daha buyuk hayal kirikligi filmdeki tek elektonik yenilik denen seyin eski filmde kullandigi, evet yanlis duymadiniz arabada eski , Aston Martin in torpida gozunde hala niye oldugunu anlamadigim, kalp krizi geciren leri tekrar hayata dondurmek icin elektrik sok veren aletin olmasi. James Bond poker oynar iken farkinda olmadan! karsi takimin kotu kadin i ickisine zehir koyar ve James Bond musade isteyip , olmek uzere iken arabasina gidip kendine sok yapar....

Bir hayal kirikligi daha filmde eski araba, Aston Martin, olacak is degil...

Bir buyuk hayal kirikligi daha; " Bond Girls" yillar sonra bu filmde ki hic bir Bond kizini kimse hatirlamayacak. Bond kizlari inanilmaz sonuk ve silik idi.

Bir dahaki dusus... KONU... ortada teroristlere gidebilecek bir 100-150 milyon dolar para var. James Bond bu paranin onlarin eline gecmemesi icin ortaligi kasip kavuruyor fakat filmde yakilip yikilanlar 100 milyon dolar tutar herhalde. Soyle soyleyeyim bizim Shaq in basketbol ve reklamdan 100 milyon dolar kazandigi bir dunyada James Bond un 100 milyon dolari teroristlere kaptirmamak icin bunca ulkeyi isin icine sokmasi biraz ucuz kacti.

En buyuk hayal kirikligi ise James Bond un asik olup, bu ajanlik artik cekilmiyor, kuslar, agaclar , cicekler, kelebekler deyip MI6 den istifa etmesi idi.

Daha buyuk rezalet ise James Bond un asik oldugu kizin erkek arkadasini kurtarmak icin James Bond la iliskiye gecen siradan biri olmasi.

Daha buyuk bir rezalet ise , sahneyi gormek gerek, MI6 in baskaninin James Bond a telefonda sen artik dersini ogrendin, bundan sonra kimseye guvenmiyeceksin demesi:).....
Bir an aklimdan bu filmi Ayhan Isik da ceker di gecti...

Neyse, biz yinede 3 yilda bir gorevimizi yerine getirip James Bond u seyrettik.
Sizinde bosa gecirecek 144 dakikaniz var ise gidin deriz.

Sunday, November 19, 2006

Washington Macerasi.....

Uzun bir aradan sonra bu hafta sonu dinlenmeyi basardim diyebilirim. Gectigimiz hafta icinde tezime calismak icin her gece 3te yattigim icin cuma aksami saat 8.30da uyudum.. Gectigimiz persembe gunu AAASS konferansinda paper sunmak icin Washington'a gittim.

Havanin yagmurlu olacagini biliyordum ama hava sartlari yuzunden NY'a sabah 2ye dogru ulasacagimi hic dusunmemistim. Sabahin 5inde kalkip 7 treni ile DC'ye gittim. Orada hayat o kadar sakin ki. Biz Manhattan'daki kosusturmaya cok alismisiz. Herkes biryerlere kosusturuyor. O yuzden DC bayagi bir sakin geldi. Konferans iyi gecti. Doktora danismanimla ogle yemegi yedikten sonra sunusumu yaptim. Arastirmam konusunda bazi yararli tavsiyelerde bulundular.


Hersey bittikten sonra saat 3.30 gibi NY'a donmek icin Union Station'a gittim. Orjinal plan teyzemle bulusmakti ama hava kotu oldugu icin vazgectik. Ben de bir an once NY'a donmek icin biletimi degistirmeye calistim. Ama ne yazik ki tum biletler satilmis. Hava sartlarindan ucuslar iptal olunca, millet trenlere ususmus. Ben de saat 7ye kadar beklemek zorunda kaldim. Firsattan istifade Union Station'daki magazalari gezerek vakit gecirdim. Trenle yola ciktiktiktan 20 dakika sonra trenin elektrikleri kesildi. Daha sonra ogrendik ki, bir yuk treni kaza yaptigi icin Kuzey koridoru kapatmak zorunda kalmislar. Herkes ne yapalim diye dusunurken, yolculardan birisi bize ozel bir otobus ayarladi da NY'a donebildik. [Tabii iki saat trende bekledikten sonra.] NY'a vardigimda da biricik esim gelip beni Penn Station'dan aldi. Henuz birseyi cozemedim. Amtrak (tren sirketi) nasil oluyor da boyle durumlar icin hazirlikli olmuyor. Diger bir yolcunun degil de onlarin bize NY'a gidis caresi bulmasi gerekmez miydi? Neyse, herhalde onemli olan macerali bir gecenin sonunda gec de olsa NY'a ulasabilmemiz. Yerel haberlere gore, saat 11 itibari ile hala trende Washington'a geri goturulmeyi bekleyen yolcular varmis...

Monday, November 13, 2006

Gelismeler 2.....

Hafta sonunu pek disari cikmadan gecirdim. Malum doktora tezimi bitirmeye calisiyorum. Eve tasinali o kadar yogun bir tempodaydik ki, zamanin nasil gectigini anlayamadan kendimizi Kasim'in ortasina gelmis bulduk bile.

Bayramda ablamlar , Selma - Sarper - Sulun, NY'a ziyaretimize geldiler. Beraber cok guzel vakit gecirdik. Birileri gelince bizim icin de gezmek icin firsat oluyor. Ben de bir kac gun izin aldim. Bir sure icin turist olduk hep beraber.

Gectigimiz iki ayin highlighti Al Gore'in "Inconvenient Truth" (Uygunsuz Gercek) uzerine yaptigi konusma oldu. Filmini izlemeye firsatim olmamisti ama konusmasi beni cok etkiledi. Uygunsuz gercek kuresel isinma problemini ele aliyor. Kuresel isinmanin onune gecebilmek icin neler yapilmasi gerektigini anlatiyor.
[Bu arada sevgilim Al Gore ile tanisti ve baskanlik icin "run " eder ise onu destekleyecegimizi soyledi. Benim Oy um yinede " Barak Obama " ya. (simdi kendisi yazmaz diye ben ekleyeyim dedim. I.K.)]


Kitapta yer alan bu fotograf 7 Aralik 1972'de Apollo 17 tarafindan cekilmis. Bir astronot tarafindan cekilen en genis acili dunya resmi buymus. Fotografta Afrika kitasinin buyuklugu ve gizemliligi goze carpiyor. Gecenlerde arkadaslarla dunya haritasini tartisiyorduk. Niye cogu dunya haritasinda Avrupa ortada ve kuzeyde gosterilir diye. Oysa ki dunya yuvarlak. Mesela bu fotografta Afrika dunyanin ust kisminda gozukuyor. Bu konuyla ilgili olarak "South up" (guney yukarida) haritalari dunyaya degisik bir bakis acisi ile bakmak isteyenlere...